26 Ocak 2012 Perşembe

Yine Dene,Yine Yenil..



"hep denedin,hep yenildin,olsun..
yine dene, yine yenil, daha iyi yenil.." 
                                                        Samuel Beckett

Bu seferki başkaydı... Hücum silahlarını kuşanan ve gözünü karartan Kralın Takımı, Kral’ın Kupası’nı “isyancılar”a kolay kolay kaptırmak niyetinde değildi. Ayrıca son günlerde takım üzerinde yaratılan suni,bir o kadar da gereksiz baskı Mou’ya yaramış görünüyordu. Bilmeyen kaldı mı bilmiyorum, yeniden vurgulamakta yarar var; Jose Mourinho gerilimden beslenen bir teknik adam. Üzerindeki baskı onun için pek bir anlam ifade etmiyor, takımını hedefe hazırlamaktan başka..
Oyuna şimşek hızıyla başlayan Madrid, Higuan’in ayağından kaçırdığı fırsatı gole çevirse, ağzımızın açık kalmasına neden olacak kadar yüksek bir tempo izleyebilirdik. İlk yarıyı neredeyse pozisyon vermeden kapayan misafir takımın kalesinde iki gol görmesi, futbolun adaleti (ya da adaletsizliği) ile açıklanacak kadar basit değil. Ayağa oynamanın,top dolaştırıp rakibi yormanın doktorasını yapan Barca karşısında dizginlerinden boşalırcasına hücuma çıkmak, kaleni açık bırakmak manasına gelir. Etkisiz geçen 45 dakikaya sığan iki gol de bunun getirisi özetle. Gollerden birinin duran toptan sonra gelmiş olması ya da diğer küçük ayrıntılar benim açımdan bu gerçeği değiştirmiyor. Real, bu gün sahaya çıkarken gol yemeyi kabul etmişti. Onun amacı yediğinden fazlasını atabilmekti. Bence buna çok da yaklaşmışlar, hatta haketmişlerdi bile..
Yine bilindik şok presiyle Barca savunmasına ve kalecisine zor anlar yaşatan Mourinho’nun öğrencileri, Camp Nou’da homurtulara bile neden oldu. Ne pahasına olursa olsun bildiğini okuyan Barca, oyunun belirli kısımlarında gelişi güzel ileriye top şişirmiş olsa, kimseden ses çıkmazdı.Öte yandan, yakalanan fırsatların tabelaya yansımamış olması en büyük handikap. Cebinde sarı kartla oynayan oyuncuların giderek artması da maçın kaderini çizen en önemli etken oldu.
Mesut’un ritmine bir kaç isim daha uyum sağlasa, şimdi farklı şeyler konuşuluyor olabilirdi. Buna mukabil Barca, bildiğinden vazgeçmemek adına gösterdiği müthiş direngen tavrı, yaratıcılık noktasında da sergilese yine farka gidebilirdi.
Belirtilmesi gereken en önemli husus bence şu; Oynadığı futbol her durumda bu yüzyılın ilerisinde olan Barca bile “kırılgan” olabiliyor. Nitekim 2-0’dan 2-2’ye gelen oyunun belirli bölümlerinde oyundan kopuşlarını gözlemlemek hayret vericiydi. “Ulan, demek bunlar da sen, ben gibi insanmış..” dedirtti. Ayrcaı Real Madrid’in gelenek haline getirdiği oyun kurallarını zorlayan sertliği artık iyice El Clasico’ların karakteri halini almış. Bütün hatlarıyla topa sahip olan, pas yapan, sürekli hareketli rakibi karşısında zaten başka şansı da yok Real Madrid’in. Çünkü geçmiş yazılarımdan birinde belirttiğim gibi Barca’nın “tez”i buysa, Real’in “antitez”i de bu. Ortada duran bu birbirinden çok farklı iki yaklaşımdan giderek seyir zevki daha yüksek mücadeleler çıkmaya başladı. Orgazmı tavana vurdurmak için gereken ise ibrenin biraz daha ortaya yanaşması. Güç dengelerinin nispeten yeniden sağlanması. Bunun olması için de seri Real Madrid galibiyetlerine ihtiyacımız var. Bunu, bir taraf olma, birine sempatiyle, ötekine nefretle bakma dürtümden söylemiyorum. Tamamiyle saha içerisinde olan biten onca çılgın şey, nasıl daha çılgın ve daha heyecanlı olabilir diye düşünüyorum.
Sezon sonunda ipi göğüslerse, Madrid ekibi bu anlamda ibrenin ucunu biraz dengelemiş olacak. Yine de her durumda Barca galibiyetlerine ihtiyaçları var. Ve en yaklaştıkları an bu geceydi. Eğer takım olarak sahada bu gece yaşananlardan pratik bir kaç sonuç devşirip, sertliklerini biraz rötuşlayabilirlerse, bence sevinme sırası onlarda olacak.
Oyuna kimin girip, çıktığı, iki takımın da sahaya yayılışı, taktik anlayışı filan bana göre o kadar geri planda ki, zaten bir bütün olarak sahada yaşananlar yeterince ağız suyu akıtmaya yeter. Bir de bu kadar derinine girip, devreleri yakmaya gerek yok. Futbolun bu seviyede oynandığı bir rekabete şahit olmak, yüzümde son 1 saattir anlamsızca duran gülümseme, Mesut’un ışıl ışıl parlaması, saygı duruşunda 110 bin kişinin çıt çıkarmaması, Ömer Üründül’e bile tahammül seviyem arttı sahiden. Gözüme şirin gözüktü adam. Daha ne olsun?!..
Malum, saatler sonra olağanüstü genel kurul var. Lekeler aklanacak, herkes apak olacak. Marka değerimiz arşa yükselecek. Mehmet Ağar var, daha ne olsun?.. Öncesinde bu şölen iyi geldi. Bu futbol sahiden “afyon” be kardeşim!..

1 yorum: