9 Şubat 2012 Perşembe

Noel Baba; SİV:1-1:BJK


                                           * Fotoğraf "sporx.com"dan alıntıdır...

Kadıköy deplasmanında görmeyi arzu ettiğim ama bulamadığım orta saha dinamizmi, Sivas’ın karlı zemininde ortaya çıktı. En gözle görülür olanlar; Veli ve Ernst’in dikine pasları,Mustafa Pektemek’in indirdiği, mücadede ederek kazandığı, arkadaşlarına servis ettiği sayısız toplar, son olarak Fernandes’in giderek Noel Baba’ya dönüşmesiydi...
29 yaşındayım, kafasına yağan kar tanelerinin erimediği, üstelik saçıyla bu denli bütünleştiği,adeta peruk gibi durduğu bir adam ilk kez görüyorum. Top yeteneği, kıvraklığı, zekası, gücü, vücudunu kullanmakta ve oyunu okumaktaki ustalığını da ekleyince, bu akşamki görüntüsüyle Manuel Fernandes, başka bir gezegenden geldiği şüphelerini iyice arttırdı. Gole dönüşen duran toptaki ustalığını bir kez daha gösteren Noel Baba, bu takım için büyük şans ve her maç torbasından gol-asist çıkarabilecek kalibrede...
İlk yarı boyunca Beşiktaş adına her şey iyiydi. Topa basan, dikine ve cesur oynayan takım, her hattıyla güven verdi. En zayıf halka Toraman’ın kırmızıya çalan sarı kartı dışında (ki tam alışılagelmiş şekilde sırtı dönük adama takla attırdı) herkes görevini yapıyordu. Bu ahenk içerisinde göze en çok batan isim Pektemek’ti. Fiziki dezavantajına rağmen hava topları başta olmak üzere oyunun her alanına müdahale etti. Kendi kale önünden toplar kazandı, pas dağıttı, oyunu açtı, pozisyona girdi,asiste dönüşmesi çok muhtemel servisler yaptı. Şu görüntüsü Almeida’nın “duvar” görevini de yerine getirebileceğini gösteriyor.Daha da fazlasını vaad ediyor. Bu bağlamda çok umut verici.
Pektemek dışında adından söz edilmesi gereken diğer etken Beşiktaş’ın omurgası konumunda olan “dinamik orta sahası”. Bu kavramı biraz açmanın zamanı geldi. Zira sadece koşarak bu payeyi almış değil bu orta saha. Pozisyon gereği kanat adamları dahil herkesi her yerde görebiliyoruz bu kurguda. Fernandes, Pektemek’ten aldığı pasla ceza sahasının sol kenarında kaleciyle karşı karşıya kalıyor, Necip, sağ kanattan topla dribblinge kalkıyor, Veli kağıt üzerinde kenar oyuncusu olmasına rağmen merkeze yanaşıp, atakları kesiyor, Ernst maestro gibi uzun toplarla koşu yapan arkadaşlarına sürpriz toplar atıyor. Herkes sürekli alan değiştiriyor. Bu hareketlilik yetmezmiş gibi takımın santraforu Pektemek’i bir anda kendi kale alanında topu uzaklaştırırken görüyoruz. Ya da sırtı dönük top alıp, atağa kalkan oyuncuların önüne top atarken...
Skor avantajı cebinde ikinci yarıya başlayan Beşiktaş, geçen hafta Fenerbahçe’nin yaptığını yaptı ve bir anda oyundan elini eteğini çekti. Zeminin kötülüğüne rağmen, çok abartmadan ayağında top tutabilir, rakibi koşturarak yorabilir ve aktif dinlenme modunda sürpriz kontralar arayabilirdi. Bu takımın en büyük zaaflarından birisi bu zaten. Skor avantajını elde ettiği anlarda kontrolsüz şekilde arkaya yaslanıyor. O dinamik orta saha kurgusu, tamamen topsuz oyuna konsantre oluyor. Topu kazandığı anlarda akordeon gibi açılamıyor,(çok ekstrem bir örnek ama Real Madrid’in nasıl hücuma çıktığını dikkatle izleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız) şaşkın şekilde ileri kontrolsüz vuruşlar geliyor. Böyle olunca da savunma disiplini sağlam olmasına rağmen direnç giderek düşüyor. Oyun tek taraflı hale bürünüyor. Giderek içeri gömülen Beşiktaş, her kademesiyle (kaleci dahil) hataya müsait bir hale geliyor. Uzaktan yenen golün açıklaması da bu. Erman’ın vuruşu her ne kadar usta işi olursa olsun. Topu kenardan içerik çekip, 2 adım atan rakip oyuncuya 3. adımını attırmamak adına en az 3 kişinin basması, birilerinin kendini topun önüne atması gerek. Oysa o anda takım bütün hatlarıyla geriye gömülmekte. Böyle olunca Erman için oradan bir şut çıkarmak zor olmuyor. Tüm bu etkenler birleşince de, 1 puana razı oluyorsunuz işte...
İlk yarıdaki pozitif görüntüsünü ikinci yarıya taşıyamayan Beşiktaş sahadan 1 puanla ayrıldı ve bu hakedilmiş bir durum. Carvalhal adına en şanssız durum ise, tam da düşen takım direncini yukarı çekmek adına hamle yaptığı sırada golün gelmiş olması. 84’te oyuna dahil olan Ersan sol beke, Tanju sağ beke, Toraman savunma önüne kaydırılmıştı ki, rakibi ilk elden karşılamak ve uzaktan şut çekmelerini önlemek adına akıllıca bir önlemdi. Takımının ikinci gole gitme yönünde pek istekli olmadığını, mevcut şartlarda bunun pek de mümkün de olmadığını okuyan Portekizli hoca, en müspet hamleyi yaptı. Ama futbol, hocanın çatısına kar yağdırdı. 85’te gol geldi.
O andan sonra yapılacak pek bir şey kalmamıştı aslında. Zaten pek bir şey de yapılamadı.
Sonuç olarak, ilk yarı sahada görünen kurgu,azim ve yardımlaşma 90 dakikaya yayılmalı. Ayrıca takım maçları koparacak kilit anlarından daha karlı şekilde çıkmayı öğrenmek zorunda. Karşı karşıya kaçan 3 pozisyon var. Şut yüzdesi hala yerlerde. Bunlar yukarı çekilmedikçe, peş peşe sıralanan artılar, oyunun niteliğine etki etse de, skorun niceliğini değiştirmiyor. Şu ağır aksak kurgunun içine statik ve ruhsuz Almeida ile şımarık Q7 de girince iş içinden iyice çıkılmaz bir hal alıyor işte. Haftaya Gençler maçında ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. (Umarım haklı çıkmam)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme