22 Kasım 2011 Salı

Tercümanlıktan Zirveye: Jose Mourinho



4-6-0 ’ın mucidi. ve çağımızın bana gore en büyük taktisyeni. bobby robson ’ın tercümanlığından futbol dünyasının zirvesine uzanan bu yolculuğunda en fazla egosuna borçlu. görev aldığı takım ne kadar şaşalı, ne kadar büyük olursa olsun saha içi mücadelesinden sakınan oyuncularla asla çalışmıyor. sorunlu çocukları büyütmek, futbol arenasına yeni yıldızlar armağan etmek gibi kaygıları yok. zaten bu kaygıları olsa, o sistemini uygulayamaz. belki bu noktada eksik olduğu söylenebilir. ama pek kimsenin, özellikle de kendisinin umurunda olduğunu sanmıyorum.


fc porto ’da yaşadığı olağanüstü başarılara bakıldığında elindeki kadroyu yabana atmamak gerekiyor. maniche,costinha, pedro mendes,deco ortasahası bize bir şeyler anlatıyor aslında ilk bakışta. bu hareketli ve asla pes etmeyen orta saha galatasaray’ın uefa kupası’nı kazanan takımın kopyası gibi. zaten iki farklı dönemin iki farklı takımı olarak porto ve galatasaray’ın oyun yapıları ve kadro iskeletleri çok benziyor. şapkadan tavşan çıkaran deco ya da hagi.. asla pes etmeyen okan,emre,suat ya da maniche,costinha, pedro mendes.. ayrıca her iki takımın da orta saha oyuncuları dinamizmlerinin yanı sıra topu kullanmak noktasında da oldukça becerikliler..
böylesine işlevsel bir ortasaha kurgusunun arkasına ricardo carvalho ve jorge costa gibi 2 sigortayı da koyunca,(bülent korkmaz, capone) başarı kaçınılmaz oluveriyor zaten. ama bu başarı çıtasının seviyesini belirleyen mourinho’nun taktik dehası..

hücum ve savunma geçişlerindeki müthiş hızı ve harika uyumu sayesinde fc porto topu kolayca kazanan, kazandığı anlarda da çok etkili kullanan bir takım görüntüsünde. ayrıca ileride çakılı oynayan, modern anlamda santrafor dediğimiz bir oyuncusu da yok. zaten bu oyun disiplini içerisinde buna gerek de yok. amaç hep beraber savunup, hep beraber saldırmak. ve topu da mümkün olan en efektif şekilde kullanabilmek. bırak, rakibin 500 pas yapsın isterse. ya da kanatlardan sayısız bindirme yapsın. rakip ataklarda akordeon gibi giderek büzülen, ardından da yelpaze gibi hızla açılaon mourinho’nun porto’su 4-6-0 ile tarihe imzasını attı. ve bu imza mourinho’yu premier lig’e taşıdı.

ada futbolu dışarıdan gelen biri için uyum sağlaması zor bir arenadır. zira fazlasıyla tutucu bir futbol yapısı vardır bu ligde yer alan her takımın. kümede kalmaya oynayan da, şampiyonluk kovalayan da aynı tutucu fikirlerle oynar. mourinho için buradaki şans faktörü ise bu tutucu halkanın en zayıf olanına yani chelsea ’ye denk gelmesi. rus milyarderin oyuncağı halindeki chelsea bir ada takımından çok, esnek ve yeniliğe açık, kasası dolu bir avrupa takımıydı. mourinho da bu avantajı en iyi şekilde kullandı. cömertçe para harcadı, kafasındaki şablonu sahaya yansıtacak bir takım kurdu ve başarı geldi..

asıl dikkat çeken ise bir sonraki durak italya’da olanlardı. başarıya aç fc inter ’in başına geçen portekizli, italyan ligi’nin karakteri olan cattenatio’dan büyük tavizler vermedi asla. kafasındaki şablon ile başında bulunduğu takımın ve ülkenin karakterine meydan okumadı. ikisini birleştirdi. sonuçta ortaya “sıkıcı” ama başarılı bir takım çıktı. nitekim şimdiki kadar olmasa da, ortalamanın bir hayli üzerinde futbol oynayan fc barcelona’yı resmen kilitleyerek imzasını attı nou camp’a.. nasıl olsa üst düzey bir italyan takımı zaten gol yememek konusunda mahirdi. bir de bulduğu fırsatları etkili kullanabilirse, üstüne pek bir şey eklemeye gerek yoktu. hiç bir dönemde parlamadığı kadar parlayan diego milito bu dönemin en sembolik ismidir bana kalırsa. çünkü diego milito mevkidaşlarının olağanüstü yeteneklerinin yanında sönük kalan bir “golcüydü”.. ama bu sönüklüğünü çalışkanlığı ve basit oyunuyla örtebiliyordu. tam da portekizlinin istediği şekilde yani. yine çalışan ve dinamik bir ortasaha kurgusu, yine tam golcü olmayan fedakar bir forvet ve sağlam bir savunma kurgusu başarıya aç fc inter’i dünya futbolunun zirvesine oturttu bir kaç sezon içerisinde..

artık fethedilmesi gereken tek bir kale kalmıştı; ispanya.. ve kaleyi en içten fethetti mourinho real madrid ’in başına geçerek. önce kafasındaki şablona uygun transferler yapıldı. ve çarkın dişlileri iyice oturana kadar, şapkadan tavşan çıkaracak üst düzey dünya yıldızları alındı. böylelikle sistemin inşası bitene kadar bu yıldızların sırtında yol alabilirdi real madrid.

ve patron işe koyuldu. önce oyuncuların ayaklarının yere basmasını sağladı. “los galacticos” illüzyonunu dağıttı. nihayetinde real madrid gibi bir dünya markası da olsa, onun da bir takım gibi oynaması gerektiğini her oyuncusuna tek tek anlattı. topu kazanmanın öneminden ve onu etkin kullanmanın gerekliliğinden dem vurdu. tam da bu noktada sahada yaptığı her şeyi son derece “basit” ve zekice yapan mesut özil katıldı ekibe. bu mourinho için altın madeni bulmak gibiydi. lyon günlerinde ışıl ışıl parlayan benzema’dan kendi takımının forvetini yarattı. bu gol makinasını bir futbol emekçisine dönüştürdü. ayrıca arjantinli bitirici higuain’i de bitiriciliğine dokunmayarak mükemmel bir takım oyuncusu yaptı.

top rakipteyken her hattıyla pres yapan ve alan daraltan real madrid, topu kazandığında ise ipinden kurtulmuş vahşi bir hayvan gibi atağa kalkıyordu. bu çok hızlı ve akıcı oyunu yetenekli ayaklarıyla kolayca yönlendirdi mourinho. hız ve akılı birleştiren bu kurgu, takım halinde sahada sergilendiğinde durdurulması çok zor bir takıma dönüşüyordu. bu kusursuzluğa ragmen mourinho 4 gol atıp, kalesinde tek gol gördüğü anlarda bile öfkesini gizlemedi. ne olursa olsun çok zor gol yemeleri gerekiyordu. çünkü beklenmedik anda yenebilecek bir golün takım üzerindeki olumsuz etkisinin farkındaydıç yenilen golü çıkarmak adına çabalarken oyun kurgusundan taviz verebileceğini öngörüyordu. ya da oyuncularını saha içinde yeteri kadar koordine edemeyeceğini biliyordu. bu nedenle mourinho her zaman atmadan önce yememeyi düşündü. aslında gol atmanın en kolay yolunun önce yememek olduğunu gördü. kendi oyun planıyla birebir örtüşen bu felsefeye sıkı sıkıya sarıldı. ve los galacticos’tan bir “takım” yarattı. topu kazanmak için savaşan, yerlere düşen, kendini paralayan, kazandığı toplarda en kestirmeden gole giden ve doymayan bir takım..

görünen o ki, bu kusursuz işleyen takımın patron mourinho bu sene şampiyonlar ligi’ni alacak. ispanya ligi’nde katalan çelmesine takılmazsa ipi göğüslemesi de muhtemel. bundan sonra tırmanacak pek basamak kalmıyor. kupa sayısını arttırmak dışında pek amacı da kalmıyor. başka kıtalarda, başka maceralara açılır mı bilemiyorum ama bu taktik dehası portekizli, dünya futbol tarihine imzasını 4-6-0 ile çoktan attı..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme